Directory
Literature
Blog Details for "Semaver"
SemaverSemaveredebiyat,sanat,siyaset,siir,turkish literature,kisa hikayeler,short essays Articles
Mektuplar 19/M. Fuzuli Geçer
2007-04-20 13:56:00 Her şeye darılabiliyorsun. Yalnız senin becerebildiğin bir sanat, bir simya bu; durup dururken, hatta sevinebileceğin bir şeyde, en güzel, en pürüzsüz zamanda bile.Bir anda her şey tepetakla oluveriyor. Gelgelelim başkalarının geçerli nedenlerle ortaya koyduğu tavırdan daha inandırıcı ve kesinlikle yapıyorsun bunu. Dünyayı bir kenara iter gibi. Dünyaları, dünyamı, aydınlığı, karanlığı örter gibi.Haklı olduğuna inandırıyorsun her seferinde. Ne sebeple olursa olsun haklı olduğuna inanmadan edemiyorum. Evet, ne zaman darıldınsa gerçekten darıldın ve bunu hakkın olduğu için yaptın.Darılıp, barışıyor, barışıp darılıyorsun; boğazıma sarılıyor, sonra eğip kaşlarını, kirpiklerini örtüp, çekip gidiyorsun. Çok güzel ediyorsun bunları; işinin ustası bir sanatkâr gibi, faniliği öldürür gibi, ezelden bir şeyler bilir, bildirir gibi. ...
BAHARDA SOLAN BEŞ FİDAN/Emin Gökçegözoğlu
2007-04-20 11:36:00 Çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız bir kez daha. Bir yayın evini 5 genç basıyor ve Müslüman Malatya halkına İncil dağıtan 3 hıristiyan misyonerin boğazını kesiyor. Gencecikler daha. 19–20 yaşındaki bu gençler ömürlerinin, gelecek hesaplarının en yoğun şekilde yapmaları gerektiği dershane çağını yaşıyorlar. Zihinlerinin normal şartlarda “hangi bölümü tercih etmeliyim”, “hangi meslekte başarılı olabilirim”lerle dolu olması gereken bu gençlerin böyle bir uçurumun kenarına gelebilmeleri için bazı âmillerin olması gerekmektedir. Peki nedir bu gençleri ömürlerinin baharında hayatlarının kararması pahasına böyle bir suçu işlemeye iten sebepler? Ülkemiz gençliğinin, ülkemiz insanının bu duruma gelmesinin sebebi tabi ki yaşanmış birkaç vakıa olamaz. Burada vurgulanması gereken en önemli nokta, uzun yıllardır devam eden bir sürecin sonunda ülkemiz insanının bu duruma getirilmiş olduğu gerçeğidi... More About: Hard
Mektuplar 18/M.Fuzuli Geçer
2007-04-19 15:20:00 Hâlâ tanıyabilmiş değilim seni. Ne az, ne çok, hiç tanıyamadım. Bundan böyle bu yolda bir güçte sarf etmeyeceğim. Daha iyi tanıyayım diye direttikçe, daha düşük seviyelerde tanıyışlara yuvarlanıp duruyorum. Seni tanımaya yönelik ümitlerim hep dizlerinin üstünde, hep sürüngen, hep bitik. Ve bitti. Son kırıntılarda berhava oldu. Biraz daha rahatım artık.Şu an sana ‘gâvur’ demek istiyorum; içimden mi dışımdan mı geliyor, çok mu az mı istiyorum bunu bilmiyorum ama şu an yalnızca gâvur diyebilirim sana.Hep başka yüzlerle görünüyor, bambaşka biçimlerle şaşırtıyorsun: Kâh fettan, uçuk kaçık bir kız, kâh masumların en masumu Meryem. Birden olgun mu olgun, kendini de, dünyayı da bilen bir kadın, sonra kurdelesiyle, yüreğiyle, eliyle, diliyle bir çocuk, bir ilkokul talebesi.Hiçbir gölge senin yerin değil. Ne durak, ne liman var sana. Senle hangi şarkıyı söyleyeceğimi, hangi oyunu oynayacağımı kestiremiyorum....
Mektuplar 17/M.Fuzuli Geçer
2007-04-18 11:36:00 Ne yaşamak istiyorum ne yaşlanmak, ne de genç kalmak. Hiçbir şey istemiyorum. Oysa bazen yaşamak istediğim olurdu bazen ölmek; herkes gibi yani. Herkes gibi yaşayıp gidiyordum. Ne varsa altüst ettin sen, dümdüz ettin, yerle bir ettin, havaya savurdun.Zehirli bir tat alıyorum her şeyden; zehirli ve bağımlı kılan. Her şeyde anlaşılmayan bir taraf çıkıyor karşıma muhakkak: Ne görmek tat veriyor, ne karanlık, ne başka bir şey. Ölümü bu kadar isteyeceğimi, bu kadar çabuk, bu kadar genç, bu kadar iştahla ve samimi isteyeceğimi hiç düşünmemiştim; düşünemezdim. Seni beklemekten, bulmaktan, yeniden beklemekten, yeniden bulmaktan ve beklemekte bulmaktan, hep bu işi yapmaktan öyle bezginim ki. Bulduğum zamanlarda bir daha bulamayacağımdan korkup duruyorum. Bulduğum zamanlar yok. Hiçbir zaman yok sonunu düşünüp de harap olmadığım. Ölüm. Ölüm. Yalnız ölüm düşüncesi biraz teskin ediyor. Biliyorum sinirlerim zayıfla...
HİPOKRAT'IN İSTANBUL GALASI
2007-04-18 09:07:00 Yönetmen Abdülbaki Yavuz'un yazıp yönettiği Hipokrat adlı kısa filmin galası 21 Nisan 2007 saat 19:00'da Eyüp Belediyesi Kültür Evinde gerçekleşecektir.Daha önce sitemizde duyurduğumuz gibi katılmak isteyenler 212 5132462/ 7558 nolu telefonla irtibata geçebilirler.Not:Kontenjanla sınırlıdır. More About: Okra , Gala
Saraybosna,Aşkım Benim
2007-04-16 14:54:00 Grbavica son yılların en öne çıkan Bosna filmi. 2006 Berlin Altın Ayı ödüllü film Jasmila Zbalicin senaryosunu yazıp yönettiği film ismini Sara ybosna'nın Grbavica (Boşnakça kambur kadın manasına geliyor) semtinden alıyor. Filmin hikayesi ise kısaca şöyle: Savaş sırasında tecavüze uğrayan Esma ve toplama kampında dünyaya gelen Sara Grbavica'da yaşamaktadırlar. Okul gezisine ücretsiz gitmek için babasının şehit olduğuna dair belge getirmesi gereken Sara annesi Esma'dan o belgeyi ister daha sonra Esma'nın o belgeyi kızına verememesi üzerine Sara şüphelenir ve gerçeği öğrenir. Filmde silah, kurşun, bomba sesleri duymuyoruz ama yüreğimize inen, bizi utandıran bir drama şahit oluyoruz. Esma'nın dramı yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Saray bosna'nın arka sokaklarında Esma'nın yitirdikleri, istekleri, yapamadıkları, sakladıkları, mecburiyetleri, kadınlığı, mahcubiyeti ve aşkı... Hepsi birer insanlık dersi veriyor b... More About: Beni
Mektuplar 16/M.Fuzuli Geçer
2007-04-16 12:24:00 Beni anlamanı beklemiyorum, dahası istemiyorum da böyle bir şeyi; bu gün, bu saflıkta, bu güzellikte hiç ama hiç. Hem karmakarışık, düzensiz bir hayatı bilsen ne olacak ki! En iyisi beni anlamaman; hep böyle korkutacak, şaşırtacak, akılları baştan alacak kadar temiz, aydınlık kalman. Yalvarabilir, ayaklarına kapanabilirim bunun için. Gerek yok buna biliyorum ama yinede tedirginim.Beni hiç anlamıyorsun ya ne kadar seviniyorum. Bir tanem, çiçeğim, berrak, gürül gürül pınarım diyorum. Beni her anlamayışında, seni her görüşümde hep böyle. Seni anlamak isterdim; seni sen kadar, senin anladığın gibi.Seninle olmak yetmiyor. Senle olmak o kadar az geliyor ki; durmadan zarar veriyor bana. Sana dokunmak, sana bakmak,seni duymak hep zarar bana.Niye korktuğumu bilmiyorsun!
Sol yanım çok acıyor anne/ Ayla Aydemir
2007-04-16 08:24:00 Merhaba anne, Yine ben geldim. Merak etme okuldan çıktımda geldim. Anne lerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama Ali 'Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder' demişti de Onun için söylüyorum. Geçen hafta öğretmen, Sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte Öğretti sağımı solumu. Ben biliyorum artık Anne sağım neresi, solum neresi. Ağrıyan yanımın neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne. Hani geçen geldiğimde “şuram acıyor işte şuram” demiştim de Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne Bak şimdi söylüyorum Şuram işte, Sol yanım çok acıyor anne. Hem de her gün acıyor anne her gün. Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü. Elinden tutup okula getirdi. Yakası da danteldi. Zil çalınca öptü, “hadi yavrum sınıfa” dedi. Bende ağladım, Ağladım hiç de utanmadım. Öğretmen ne oldu dedi. “Düştüm dizim çok acıyor” dedim. yalan söyledim anne. Dizim acımıyordu ama so... More About: Emir , Demi
Goethe Institut'te Werner Herzog filmleri
2007-04-13 15:12:00 Goethe Institut, Werner Herz og – Film Fiziksel Olmalı başlıklı fotoğraf sergisi nedeniyle yönetmenin beş filminden oluşan bir seçki gösterecek.Bunlardan üçü uzun metrajlı, ikisi belgesel... İzleyiciye, Herzog ’un geniş kapsamlı konu ve çalışma alanı üzerine bir izlenim verebilmek amacıyla yönetmenin tüm gelişme sürecini göstermesi açısından uzun bir dönem içinde çektiği filmlerinden bir seçki yapılmış. Genç Herzog’a ait ilk dönem yapıtlarının yanısıra, birkaç tane güncel filmi de gösterilecek.Herkes Kendi Başına 16. 04.2007, saat 19.30Almanya, 1974, 109’ Yeraltında bir zindanda tutuklu bulunan genç Kaspar Hauser’in dış dünya ile olan ilişkisi sadece ona ekmek ve su getiren maskeli adamdan ibarettir. Kaspar ondan bir kaç sözcük ve biraz yazı yazmayı öğrenir. Kaspar, küçüklüğünden başlayarak bu koşullar altında hayatının birçok yılını geçirir, taa ki bir gün bu tanımadığı maskeli adam eli... More About: Goethe , Werner Herzog
Mektuplar 15/M.Fuzuli Geçer
2007-04-13 10:45:00 İçime bakıyorsun. Kesintisiz, pırıl pırıl ve rengarenk ışıltılarla içime, yüreğimin, benliğimin en ücra taraflarına. Hep sana bakıyorum; olduğun ya da olmadığın tekmil yerlerde. Yokluğuna ya da varlığına, ama yalnızca sana.Hiç bir şey anlamıyorum senden, şaşırmış haldeyim; şaşırmış, şaşkın.Gitgide içime girmeye başladı gözlerin. Gözlerin bende, bir tek gözlerin.Hiçbir yerde yoksun! mektuplar-15
Mektuplar 14/M.Fuzuli Geçer
2007-04-13 10:34:00 Zoraki sevda; öylede olsa güzel hoş: Esrimek, hafif bir esintiyle çalkalanıp durmak, bazen alaborayla yüz yüze kalmak. Hiçbir zaman teslim olmadan, teslim olmadan ve hep teslim olmuş bir görüntüyle yaşamak, savaşmak.Çiçeğim, gönlüme eğlenti veriyorsun. İçimde epeydir hissetmediğim hisleri kıpırdattın. Sen daha iyi, daha güzel, büyük mutluluklara layıksın. Beni hüsrana uğrat. Sakın tersine fırsat verme. mektuplar-14
EMİRGÂN’DA BİR ÇAY BARDAĞINDA/Gülçin Durman
2007-04-11 10:12:00 Önce bir şey hissetmeyeceksin. Sinsidir çünkü gelen. Günler haince akacak. Sen aynı aymazlıkla öylece güzelleşeceksin. Güçlü bir rüzgârla sarmalanmışsın. Yürümüyor sanki uçuyorsun. Kadim bir oyunun içine düşüverdiğini anlayabilmen ise imkânsız.Yükselip, bilineceksin. Orda burda ismin söylenecek. Başarılar, iltifatlar. İçindeki kıpırtıyı hep bunlara yoracaksın.. Körsün, hem de sağır, hem de dilsiz. Ölesiye cahil. Yıllar yıllar sonra adının yerlere düşeceğini aklına getirmekten de, o kadar uzak.Kendinden de eminsin. Sanırsın ki yıkılmazsın. Önüne çıkan ne olursa ezer geçersin. Fakat oyun bilir her şeyi. İlkin biraz sallar, pışpışlar. Eyler bir vakit. Hoştur, tatlıdır sözleri. Yapacağını yapar sonra da. Düşüverirsin tuzağa. İşte sana da böyle olacak.Bir yaz akşamı Emirgân’da, şöylece arkadaşlarla beraber otururken, elinde çay bardağı durduk yerde ağlamaya başlayacaksın. Birdenbire olacak b...
Mektuplar 13 /M.Fuzuli Geçer
2007-04-11 09:33:00 Sahipsiz adımlarla sürükleniyorum peşinden belirsizliğin; kalabalıktakilerden biri sen olabilirsin diye sabırsızca, bıkmadan. Durmadan insanların üzerinde gezindiriyorum bakışlarımı. Bazen bulvarların, meydanların ortasında bulduğum oluyor kendimi, seri adımlarla ve “S” çizerek geçiyorum oralardan. Seni sevip sevmediğimi bilmiyorum; ve günlerim hiç emin olmadığım bu bilmezlikle yüzleşmekle geçiyor. Her gün apayrı şiirler okuyor yüreğimdeki rhapsot*, her gün yeni bir tanrı kurban ediyorum sana. Kaç kez unutuyor, yitiriyorum seni bir gün içinde. En son kurban yokluğuna mı varlığına mı adandı anımsamıyorum. Çizgiler arasında gergin duruyorum. Yaşamın çentiklerine çizgilerle tutunuyor, yine çizgilerle yuvarlanıyorum kuyularına bilinmezliğin.* Rhapsod: Antik Yunan'da şiir okuyucularına verilen isim. Türkü dikicisi. Ozan ...
Mektuplar 12/M.Fuzuli Geçer
2007-04-11 09:22:00 Hep yanımdaydın. Her zaman yanımda, yakınımda, odamda, masamdaydın.Orada ortalarda, sağda-solda, olman gereken tekmil mekânlarda süzülüp durdun belli etmeden kendini; beni bana getiren, aklımı alt üst eden, beni benden geçiren taraflarını bir nebze göstermeden.Hiç habersiz yaşadım onca zaman. Ruhundan, bedeninden, baştanbaşa senden habersiz. Yalnız ve saf güzellikten. Kendimi suçlamayacağım. Seni görmediği, göremediği için gözlerime hesap soracak değilim. Şimdiki gördüm seni, artık göründün bir kere, geçmiş bütün zamanlar göründün demektir. O an ve bütün zamanlar göründün bana.Geçen zamanların, sensiz, senden habersiz geçen o yok sayılacak zamanların sonsuz kefareti, af olmaz bedeli gibi gördüm seni. More About: R 12
Yoksulluğu kim alır?
2007-04-11 08:41:00 ADAMIN BİRİ GİRİŞTİĞİ hiçbir işte başarılı olamayışına hayıflanıyor, fakirliğinden feryad edip duruyordu.Büyük sûfî İbrahim Edhem, adamın bu feryadına bakıp:“Oğul,” dedi, “galiba sen bu yoksulluğu ucuza aldın!”Adam, bu söze kızdı:“Böyle de söz mü olur?” diye söylendi. “Yoksulluğu kim satın alır? Sözünden utan yahu!”İbrahim Edhem şöyle cevap verdi: “Ben bir kere canla başla yoksulluğu seçtim, kabul ettim. Padişahlığı verdim de yoksulluğu satın aldım. Hâlâ da, yoksulluğun bir anını yüzlerce cihana satın almadayım. Hakikaten bence bu kadar değeri de vardır. Bu matahı ucuz bulduğumdan padişahlığa tamamıyla veda ettim. Hülasa, bunun kıymetini bilen benim, sen değilsin. Buna şükreden, bunu anına minnet bilen benim, sen değilsin.”
CUMHURBAŞKANI TABUTTAKİ OLSUN/ Emin Gökçegözoğlu
2007-04-10 13:11:00 İki günde tam 10 şehit verildi. İki günde tam 10 ocak söndü. Sönen her ocaktan yüzlerce ağıt yükseldi. Yüzlerce, hatta binlerce vatansever, bu acziyete kahretti. Dağları bombalatmaktan çekinmeyen, ancak sokakta devletin otobüsüne, polisine molotof atan yavşaklara ses çıkarmayanlara kahretti. Nevruz öncesi üst üste yapılan korkak açıklamalardan güç bulan Barzani tohumları dağlarda gencecik fidanlarımızı soldurdu. Hepsi ana kuzusu. Kimi evli kimi nişanlı… Hepsinin bekleyeni vardı. Yaşları gelmiş, vatan borcu diyerek gözlerini kırpmadan düşmüşlerdi yollara. Yurdun dört bir yanından gelmişlerdi şahadeti tadacakları topraklara. Arayanlara hiç zor durumdayım demediler. Hepsinin rahatı yerindeydi telefon konuşmalarına bakılırsa. Hepsi pürneşe idi. Kim bilir şahadet anında da sorsa anası, yine aynısını söyleyecekti belki. Belki yine gülecekti kundağa beleyeninin yüzüne. Üzülmesin, ağlamasın. Başındaki örtüsü, ... More About: Tabu , Butt
Mektuplar 11/M.Fuzuli Geçer
2007-04-10 09:27:00 Gün geçtikçe daha fazla tanıyorum seni; daha çok arıyorum. Bir kez bile görmediğim yüzün, kaşın, kirpiğin, gözün, şakakların ilk aklıma düştüğü günkü gibi güzel, efsunlu. Yinede her geçen gün biraz daha tanıyorum seni: Düşüncelerini, yoksunluklarını, varsıllığını… Ezberleyip duruyorum seni. Hayattan, işten, aşktan çene çalıp duruyoruz. Bildiğini, gözünün gördüğünü söylüyor her Allah’ın kulu. Ötesini arayan yok. Ben delinin, zıvanadan çıkmışın teki, uslanmazın, arlanmazın biri, olmazların baş takipçisi. Sen olmayan gibi olan, gerçekle hayalin yetkin bir karışımı. İnsanların nezdinde olmaması olmasından daha hayırhah gözüken bir uğursuz. Duymuyorum. Her gün yeniden tanıyorum seni, yeniden bulup yeniden kaybediyorum. Benim için görünen olmasan da bilinensin, tanınan olmasan da sensin. Daha fazla, en fazla nasıl tanınır insan? mektuplar-11
İMAJIN ÖTEKİLEŞTİRDİĞİ DEĞERLER/ EYÜP KARATAŞ
2007-04-09 12:22:00 Modern dönem kültürünün, yaşamın tüm aşamalarında kendini hissettiren farklılaşma güdüsü garip toplum yapısı oluşturmaya namzet görünmektedir. İnsandan, eşyaya, mimariden, sanata doğallığın ve estetiğin ötesinde yoz bir kültür oluşturulmaya çalışılmaktadır. Öz olarak varlık ve eşya kendi temel yaşam kodlarında arındırılarak, yeni bir tasarım oluşturulurken değerlerin cevherini yitirdiğini, anlam dünyasında ve temel yaşam ikliminde ayrıştırılarak pazarlanması/palazlanması arzulanmaktadır. Bireylerin kişilikleri ve fiziksel duruşları modern yaşamın iklimine göre tasarlanıp, toplumsal bir yaşam tarzı oluşturulmaktadır. Bu çaba yeni bir birey yeni bir toplum inşa çabası olarak okunabilir.Düşünülen gri toplum kimliği, köklü medeniyet paradigmasının temel değer kodlarıyla uyuşmazlık yaşamaktadır. Yapılan toplum analizleri modern zihin dünyası ile ölçümlendiği için teorik ve biçimsel kalmakt... More About: Kara
Mektuplar 10/M.Fuzuli Geçer
2007-04-06 14:47:00 Günlerim yine resimlerle geçmeye başladı. Boşluk bırakmıyorlar hayatımda.Dopdolu, velut günler, resimler, üretken bir aşkın habercisi gölgeler.Günler gölgeler gibi; resimler, ışıklar, fotoğraflar gibi.Her yer ayak sesleriyle dolu. Bütün sesler sarı buğday rengine çalıyor; bütün sesler, gölgeler kumral ve yeşil.mektuplar-10
ZAİRE CUMHURBAŞKANI: MUHAMMED ALİ / [Tarık Akat]
2007-04-03 10:48:00 “Danset şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için danset.. Çocuklar için salla yumruklarını.. Kiralarını ödeyemeyen işsizler için danset, şu alçağın işini bitir.. Meyhanelerdeki ayyaşlar için danset şampiyon, kanserden geberen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkümlar için, herkesin terkettiği eroinmanlar için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için.. Danset şampiyon, savaş onlar için! Bu aşağılık herifin işini bitir, çenelerini dağıt hepsinin.. Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişeler için.. Meyhanelerde oturmuş demlenen bütün yalnız kalpler için.. Bilardo salonlarındaki yalnızlar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için, danset şampiyon, savaş onlar için.. Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri s... More About: Muhammed
HİPOKRAT GALASINI BEKLİYOR
2007-04-03 08:07:00 Yönetmen Abdülbaki Yavuz'un kısa filmi galayı bekliyor.18 mart üniversitesi sinema ve tv bölümünde okuyan Yavuzun bu beşinci kısa filmi.Senaryosuyla Kültür Bakanlığının sponsorluğunuda almayı başarmış olan yönetmen filmini şöyle tanımlıyor:"Hayat bizlerden hep söz vermemizi ister. Söz verdiği zaman sözünde durmalıdır insan. Tıpkı doktorlar gibi. Onların sözü, hastanın sağlığını kendi özel hayatından daha önemli tutmaktır. Ama onlara söylenmeyen birşeyler vardır."Bu arada sınırlı sayıda Semaver okuyucusu filmin galasına katılma imkanı bulacaklardır.Önümüzdeki günlerde duyurulacaktır. More About: Okra , Asin , Gala
Mektuplar 9/M.Fuzuli Geçer
2007-04-02 12:16:00 Hâla görmedim seni, hâla daha görebilmiş değilim; bir kez olsun çok uzaktan, metrelerce uzaklardan olsa bile. Oysa nefesini hissedecek kadar yakın, evet, o kadar yakın olmak isterdim şimdi sana. Belki olmayacak bir şey ister gibi istiyorum ama bir gün mutlaka olacak olanı.Elini tutmuş, gözlerine bakmış, uzun, çok uzun bir hayatı birlikte yaşamış gibiyiz: Bu güne dek hep seninle, her zaman, her yerde birlikteymiş gibi. Yaşamamış gibi yaşanan hayatı, yaşanmış gibi yaşanmayanlarla değiştirelim. Hemen yapalım bunu. Biri eliyle vursun yüzüme; sonra ben seni uyandırırım. Bir göreyim yaşanmış gibi yaşanmamışları.Artık dosdoğru gidelim yolumuza.mektuplar-9
Mektuplar 8/M.Fuzuli Geçer
2007-04-02 12:05:00 Berbat bir şey böyle yaşamak. Midem ne çok bulanıyor vakti vakte eklemekten. Rüzgâr esiyor iyi oldu diyorum; rüzgâr esiyor mahvoluyorum; bir dakika, iki dakika; sonra dünyanın, yaşamın ucunda, bulutların üstünde, yedi kat yerin altında buluyorum kendimi. An geliyor ne rüzgârı, ne gözleri, ne varlık diye görünen, duyulan, bilinen, hissedilen hiçbir şeyi tanımıyorum. İş bende bitiyor: Öyle diyorlardı; iş sende biter diyorlardı. Anladım artık. El âlem sıkıntısıyla, sevinciyle adam gibi yürüyüp gidiyor önünde serilip giden, döne döne giden yollarda. Engelleri aşsa da, takılsa da onlarla gidiyor ya da ölüyor. Bunları önceden de biliyordum; önceden de bilirdim bu hayat nemenem şeydir diye: Hiç bilmediğimi, bilemeyeceğimi. Asıl bildiğim, en güçlü, sağlıklı bildiğim tek şeydi bu. Ama iş bende başlamıştı ve yine bende bitecekti. Belki beni hesaba katan yok, belki hep hesaptayım. Bunlardan emin değilim; bunlard...
Mektuplar 7/M.Fuzuli Geçer
2007-03-29 15:04:00 Ağlamak hiçbir şeyi halletmiyor. Halletmez; bunu bende herkes gibi ya da çoğu insanın bildiği gibi biliyorum. Ama öyle anlar gelir ki bir tek ağlamak istersin. Çok içli olduğundan, çok üzüldüğünden ya da sevindiğinden değil; o an, öylesi (özel) anlarda her şeye ağlar insan. Yani o acayip vakitlerde neye tutsan, neye baksan, ne yapsan, ne etsen hep aynıdır sonu. Yinede hiçbir şeyi halletmez ağlamak. Ama kesinlikle herkesin böyle zamanları olmalı. Vardır da muhakkak. mektuplar-7
Mektuplar 6/M.Fuzuli Geçer
2007-03-27 14:20:00 Seni daha görmedim. Yakında da göreceğimi zannetmiyorum. Hiç görmesem de olur. Evet seni görmeden de yeterince seviyorum. Hatta inanmazsın sana olan sevgimi fazla bile buluyorlar. Fazlayı ben uydurdum; doğrusu saçma, manyakça anlamsız, çok çok anlamsız buluyorlar. Onlar istediği gibi bulabilirler; buna mani olmaya hakkım yok; hem imkânsız bir şey bu. Benim içinde, onlar içinde öyle. mektuplar-6
Mektuplar 5/M.Fuzuli Geçer
2007-03-27 14:09:00 Sende herkes gibi aynı şeyi sorma bana. “Nasıl olur, böyle şey olmaz, bir şey anlamıyorum” deme sakın. Demezsin, böyle şeyler sormak sana göre değil biliyorum; biliyorum ve yinede söylüyorum işte! Beni bilmiyorsun belki, (evet haberin yok benden) ama çok şeyler hissettiğin, duyduğun kesin. Kendini saçmalamakla, garipleşmekle ya da başka ağır kelimelerle suçluyorsun. Olsun. Suçla. Bende öyle yaptım; kısa, çok kısa bir süre. Sonrasıysa sadece kabul, yalnızca teslim olmak. Sen olunca, senden başka hiçbir şeye tek milimetremde yer kalmayınca, zihnimin, bilinçaltımın, bilinç üstümün yalnızca, yalnızca senle dolup taştığını fark edince her şey aydınlandı. Tanımıyorsun beni! İsmimden, varlığımdan bî habersin. Ve ben seni görmedim. Bir kere bile yüz yüze bakmadık. Görmediğim kadın, görünmeyen efsun; ilk defa ve belki son defa bir insana, bir kadına, kelimelerle anlatılamayacak kadar ...
Annemin Yeni Arkadaşları/Gülçin Durman
2007-03-23 15:41:00 Altı yıl önce anneme, Rabbimizden bir hediye gönderildi. Böyle sıcak bir yaz gecesinde annem kalp krizi geçiriverdi. Evimizin sesini soluğunu kesti bu hediye, önce. Şaşkınlık, sorular ve korku da onu takip etti. Ama kendini ilk toparlayan da yine annem oldu. İçinde bir boşluk hissediyor, yeni bir şeyler istiyor ama ne olduğunu bilemediği için bulamıyordu. Sonra aradığını yeni taşındığımız evde, yabancısı olduğumuz bir sokakta buluverdi. Temiz bir kaynaktı burası. Bu kaynağa gide gele annemin heyecanı, coşkusu arttı. Bu bize de sirayet etti. Evimizin tenhalarına tatlı bir esinti yayıldı. Haftanın iki günü Salı ve Cuma’ları annem –hiç âdeti olmadığı halde- sabahtan dışarı çıkar. Öğleden sonra evine döner. Kendimi bildim bileli, annem hep evdeydi. Mesela biz, hiçbir zaman okuldan dönüşlerimizde kapıda kalmamışızdır. Biliriz ki annem evdedir ve bizi bekliyordur. Kendi halinde çoluğuyla çocuğuyla dertlenen, on... More About: Yen , Anne
Mektuplar 4 /M.Fuzuli Geçer
2007-03-23 15:29:00 IVDüz, yavan sesler kulaklarıma doluyor aralıklarla. Bazen de kısa metrajlı sorular.Masmavi boğaza, gökyüzüne, parçalı, pul pul bulutlara bakıyorum. Keskin, damardan diye nitelenen bir şarkı, çocukluğumu, çocukluğumun en yürekli yanlarını sırtlayanı, dönmeye başlıyor daracık mekânda. Çocukluğum geçmemiş, çocukluğum yanı başımda sanki. Ve her şey içimde şimdi; her şey içinde insanın. Büyüklüğü gibi, çocukluğu da, küçüklüğü de.Sesler duyuyorum; kulak zarıma çarpıp şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen.Bulutlara, mavi sulara, ağaçlara, evlere bakıyorum; hala o şarkıyı dinliyorum. Dudaklarımı, dudaklarımın içini dişliyorum. Durmadan dişliyorum; içeride şekiller değişiyor, birikiyor. İlk defa yapmıyorum bunu; anımsadığım bir ilki de yok. Sağ elimin parmaklarıyla, sol elimin ayasını iyice hırpalıyorum. Gökyüzüne bakıyorum; kapkara, parçalı bulutlar patlamaya hazır ama patlamıyorlar. ...
Kavimler ve papatyalar/M.Fuzuli Geçer
2007-03-21 16:15:00 Kavimler ve papatyalar; bunlar arasında bir yakınlık, birbirine olağanüstü, masalsı (tüm masalsılığına rağmen gerçeğe bitişik) bir benzerlik var. Her ikisine de aynı hislerle yaklaşılabiliyor en başta.Mesela ben bir papatya topluluğu gördüğüm zaman, hiç birine yüreğimle dokunmadan, bakışlarımı kondurmadan sarı beyaz renklerine geçip gidemem.Nedir papatyalarla kavimleri bu kadar yakın kılan? Özde, özünde bütün insanlar çiçek kadar sevimli, saf, tertemiz değil mi? Gelgelelim kavimler bütün çiçek familyasına benzetilemez; bazen bir kavim çıkar, bir çiçeği anımsatır, bazende bir çiçek ucundan bir kavmi. Kesinlikle arızî ve eksik bir anıştırmadır.Oysa papatya tekte olsa, sayılamayacak kadarda olsa, hep bir kavmi, bütün kavimleri hatırlatıp durur. Belki sizler için güneşi, çocuğu ya da hiç bilmediğim, aklımın ucundan geçmeyen şeyleri çağrıştırır; ne denebilir ki. Bu noktada hiç kimsenin yapabileceği bi... More About: Papa
Mektuplar 2/M.Fuzuli Geçer
More articles from this author:2007-03-21 15:58:00 Bende o yunanlı gibi*, gül parmaklı diye nitelemek istiyorum güneşi; bu nitelemeyi güneşi gördüğüm ve görmediğim zamanlar düşündüm. Ve bir yerde okurken ve gözüm kapalı, gül parmaklı güneş diye tekrar edip dururken (içimden) çok hoş oluyor. Ama direk güneşe bakarken, onunla yüz yüzeyken, dilimden dökülmüyor bu tanımlama. Güneş batarken kıpkırmızı bir ateş topu gibi; elin değdiği hiçbir kırmızıya benzemiyor; kırmızıda değil aslında, bir parça kırmızıya benzediği için kırmızı diyorum. Ve doğarken daha çok sarı; altın sarısı, sarının özü; bütün artıklarından sağaltılmış bir sarı. Apayrı iki renk: Batan güneş rengi, doğan güneş rengi; ne kırmızı ne sarı yani.mektuplar-2‘97 1, 2, 3, 4, 5 |



